ÖĞRETMENİM ATATÜRK

0
36

ÖĞRETMENİM ATATÜRK

  Sevgili Okurlar. Sizler de biliyorsunuz ki yüzlerce kitap, binlerce yazı yazılmış. Kimi onun insan yönünü, kimi komutanlığını, devlet adamlığını, direngenliğini, kimi hazır cevaplılığını, insan sevgisini, hayvan sevgisini vs. anlatmışlardır. Kimileri de onun öğretmenliğini anlatmaya çalışmışlardır. Öğretmenliğini anlatmak isteyenler,  Atatürk’ün kara tahta başında; yeni Türk harflerini açıklamakta, anlatmakta olduğu  görülen fotoğrafları dışında gerçek başöğretmeni anlatmamışlardır. Sadece kara tahta başındaki bu fotoğraftan yola çıkarak ona başöğretmen sıfatını yakıştırmışlardır. Ondan sonra Atatürk; Türk öğretmenlerinin başı, BAŞÖĞRETMEN olarak kabul etmişlerdir. Sevgili Okurlar, bana kalırsa hiçbir yazar çizer Atatürk’ün öğretmen yönünü gereği gibi işlememişlerdir. Acizane düşüncem bu olmakla beraber, onu sadece kara tahta başındaki fotoğrafla kalınmış olmasını bir eksiklik kabul ediyorum. Öğretmenlik; bir zanaat değil, sanattır. Bu sanatı öğrenmek, öğretmekte insan ömrünü azımsayacak denli zaman alır. Atatürk çocuk yaşlarda kitap okumaya başlamış, (cephede bile kitap okuduğu söylenir) Atatürk kendisini böyle yetiştirerek öğretmenlik sıfatını kazanır. M. Kemal; küçükken oynamayı,  yazmayı çok severdi dedik.

İstanbul’da yayınlanan Minber’le yayın hayatına atılmıştır.  Daha sonra, Sivas Kongresinden sonra, İrade-i Milliyeyi çıkarmış.  Çok sevdiği  Müfit diye bir arkadaşı vardır.  Ona sorar. ‘Günün adamı mı olmak istiyorsun, yarının adamı mı?’.  Arkadaşı yanıtlar. Elbette yarının adamı olmak isterim. M.Kemal; ‘Öyleyse hiçkimseden rüşvet almayacaksın, ben namuslu bir askerim. Arkadaşımın da öyle olmasını isterim’ der. Her konuya çok yatkındır  M. Kemal. Opera konusunda;  opera yazmış, bestelemiş, oynamış bir milletin içindeyiz. Yeter ki;  siz yapabileceğinize inanın der. ‘Köylümüzün;  kendinden emin, halkına sahip bir biçimde eğitilmelidir’ diye ekler. Bir davette Bulgar kralı Ferdinand;  M. Kemal’i yanına çağırır, kendine iltifatta bulunur, hediye verir. M. Kemal Çanakkale’de Kahramanlık Destanı yazıp İtilaf Devletlerine; “ÇANAKKALE GEÇİLMEZ ” dedirten M. Kemal, büyük taarruzda askerlerine: “Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum.” Diyerek taarruz seyrini değiştirmiştir. Anadolunun Yanık Yürekli Çocuğu içini çekerek Mustafa Kemal’e dert yanmaya başlar;  “Düşman memleketi işgal etti. Devlet bizi terhis etti.”  Diye yakınan genci yanına aldı, giydirdi, silah verdi. Yanına ilk aldığı askerdi bu. İzmir yangınında yanındakilere : “Çocuklar… Bu yagına iyice bakın, bir devrin kapanıp bir devrin başladığının habercisidir.” Der. Mücadele sırasında çete giysili bir kadın M. Kemal’in yolunu keserek; “Bastığın toprağa kurban olayım” diyerek M. Kemal’in ayaklarına sarılır.  Hemen M. Kemal kadından önce davranarak onu omuzlarından tutar, kaldırır ve “sen yerlerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde yükselmeye layıksın” der. “Hayatta müzik değerli değildir. Çünkü hayat müziktir. Müzikle ilgisi olmayan mahlukat insan değildir. Müzik hayatın neşesi. ruhu, herşeyidir.”

“Kurtuluş savaşını kazandınız, yurdu düşmanlardan temizlediniz. şimdi bundan sonra ne yapacaksınız” diye soru yönelten gazeteciye hiç duraksamadan şu yanıtı verir. “Milli Eğitim Bakanı olarak Türk kültürünü yüceltmek, yükseltmeye çalışmak en büyük amacımdır.” diye yanıtlamıştır.

Atatürk öğretmenlere çok değer verirdi, birgün Atatürk’ün yolu bir köy okuluna düşer. Tek sınıflı okulda genç bir öğretmen ders vermektedir. Atatürk sınıfa girince öğretmen hemen kürsüden inip yerini Atatürk’e vermek ister… Atatürk “Hayır yerinizde kalınız. Oturunuz, dersinize devam ediniz. Eğer izin verirseniz biz de sizden faydalanmak isteriz. sınıfa girdiği zaman cumhurbaşkanı bile öğretmenden sonra gelir.” sözleriyle öğretmenliğin yüceliğini gösterir.

İstanbul’da tüm dünya ülkelerinin elçileri, ateşeleri davetlidir. davet güzel bir şekilde devam etmektadir. Fakat İngiliz ateşesi olan binbaşının bakışları Mustafa Kemal’in gözünden kaçmaz. Davet boyunca kendisine dik dik bakmıştır. bakmaya da devam etmektedir. Ne olduğunu öğrenmek için yaveri gönderdiğinde yaver Mustafa Kemal’e “Paşam kendisinden neden ters tavır takındığını sordum. O da bana ; Mustafa Kemal’in Çanakkale’de babasını öldürdüğünü söyledi.” Bunun üzerine Mustafa Kemal şöyle der. “Git sor bakalım babasının Çanakkale’de ne işi varmış?”

Yıl 1938 10 Kasım. İstanbul Üniversitesi’nde saat dokuzu beş geçenin üzücü haberi duyulur. Hukuk Fakültesi’nde bir Alman profesör görev yapmaktadır. Ölümü O da duymuş şaşırmıştır. Derse girsin mi? girmesin mi? ikilemi içerisinde kalır. Aklına rektöre sormak gelir. “Efendim kararsız kaldım, ne yapmam gerekir.” Rektör ; “Sizde böyle büyük bir insan ölünce ne yapılıyorsa onu yapın.” der.  Profesör iki kolunu yana sarkıtarak “Bide bu kadar büyük bir adam ölmedi ki.” diye yanıtlar.

“Benim naciz vücudum birgün elbet toprak olacaktır…! Fakat Türkiye Cumhuriyeti ebediyen payidar olacaktır…!

Sevgili dostlar. Başöğretmen Atatürk’ü anlatmaya bizim gücümüz yetmez. Bizden bu kadar. Allah O’ndan razı olsun. Cennet mekanı olsun. Ey insanoğlu…! Atatürk’ü unutma, unutturma. O’nu her türlü meczuptan koru. Canım cumhuriyeti koruduğun gibi…!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı buraya girin