AYYAŞIN (!) SOFRALARI; ATATÜRK’Ü ANLAMAK…!

0
92

AYYAŞIN (!) SOFRALARI;  ATATÜRK’Ü ANLAMAK…!

 

Sevgili Okurlar… Son zamanlarda Atatürk’e çeşitli yollardan ve yerlerden hakaretin yapıldığını basılı medyadan okuyor, Görsel medyadan izliyoruz. isimlerinin başında bazı akedemik ünvanları bulunan bahtsız insanları görüyor, üzülüyor, onlara nefret duyuyoruz. Aynı zamanda da utanç duyuyor üzülüyoruz..

 

Bunca zaman Atatürk’ü anlamadıklarına, anlayamadıklarına hayret ediyorum. Çünkü Atatürk’ü anlamak, bilgi, kültür, sevgi ister. Dostlarım Atatürk BİR HIZ-DIR. Ona ulaşmayanlar onu anlayamazlar. Onun devrim ve ilkelerini yorumlayamazlar. Atatürk devrimleri her an dinamik her an hızdır. Bunu kısa ve öz olarak anlatan Kahraman Yusufoğlu’nun SOFRA ANILARI adlı kitabını okuyorum. Bu kitap Bir AYYAŞIN (!) sofralarının nasıl bir akademi ve hatta nasıl bir fakülte’ye dönüştüğünü görecekler.  Mustafa Kemal Atatürk’ün ulusal Bağımsızlık savaşından önce ve sonrası, Cumhuriyetin kuruluş Devrimlerinin bir bir gerçekleşmesi sırasında Atatürk’ün içki sofralarının çok büyük payı vardır.

Atatürk’ün Çankaya’da her akşam sofrasına davet ettiği kişiler, yazarlar, bilim adamları, askerler, milletvekilleri harbiyeden sınıf arkadaşları, subaylar vs. İnsanlarla sabahlara kadar millet, memleket işlerinin konuşulduğu, tartışıldığı, çareler arandığı, devrimlerin özünün hatta mayasının çalındığı akedemik bir platform. Hatta bir fakültelik zaman dilimini kaplayacak denli tartışıldığı bir mekandır Atatürk’ün sofraları…!

Atatürk ne kadar içerse içsin hiçbir zaman sarhoş olmaz. Sarhoşlardan da nefret eder. Hele hele fazla kaçırıp sarhoş olanları, masanın altına yığılanları hiç bağışlamaz. Sofra dışına çıkartır, bir daha o sofraya gelemezdi. En büyük özelliği ise; Memleket sorunlarının konuşulup tartışıldığı zamanlar asla ağzına içki koymaz, söylenilenleri, fikirleri büyük bir dikkatle izlerdi.

Müziği çok sever, sanatçılarına  saygı duyordı. Zaman, zaman Müzeyyen Senar, Hafız Nurettin Kaynak, Selahattin Pınar, Mesut Cemal gibi bazı isimler sesleri ile masayı şenlendirirlerdi. Atatürk’te bazen sesi ile  onlara eşlik ederdi. Masada dalkavukluk yapanlara çok kızar, hemen sustururdu. Atatürk Ramazan ayına çok büyük saygı duyar, iftardan sonra Kuran okutur, büyük bir hazla dinlerdi.  Peygamber efendimiz H.z Muhammed’e saygı duyar onu çok yetenekli devlet adamı, iyi bir kumandan olarak tanıtır, sever saygı duyardı.

 

Yani bazılarının ayyaş diye küçümsediği, itibarsızlaştırmaya çalıştığı, Türk Milletinin dünyaca ünlü Lideri Ataürk kısaca bu. Şimdi bir parantez açarak onun sofrasında bulunanlardan dinleyelim. Bir gün, İngiliz kralı Ataürk’ü ziyarete gelir. Krala ziyafet verilecektir. Atatürk bu konularda da çok titizdir. İngiliz sarayında nasıl yemek yeniyorsa inceler aynısını ülkemizde uygulanmasını ister. Ancak garsonlar Türk’tür.  Yemek dağıtılırken garsounun biri heyecanlanır. Ayağı sürter düşer,  elindeki yemekler kralın önüne doğru dökülür. O an sanki herkez taş kesilir. Atatürk’e bakar, kızdımı ne olacak diye. O büyük lider gülümseyrek krala döner: ” Bu millete herşeyi öğrettim, fakat uşaklığı bir türlü öğretemedim” der.

Atatürk’ün sofraları genlede; kendi düşündüklerini herkese kabul ettirmek değil; herkesin düşündüğünü kendi anlamak türlü memleket seslerini duymak öğrenmek, meraklısıydı. Ayyaşın sofrası tüm bunları sağlıyordu. Yüce Atatürk’e…!

Yine bir gün yemekte ülkenin ileri gelenleri, sanatçıları vs. yemekteler. İçki içiyorlar. Uzaktan bir çocukta bunları izliyormuş. Atatürk fark edince çocuğu çağırıyor. Çocuk geliyor. Atatürk soruyor; oğlum: Bir eşeğin önüne bir kova su ile bir kova rakı koysak. Eşşek hangsini içer ? Çocuk orada bulunanlara bir de kadehlere bakar. Cevabı yapıştırır. ” Rakıyı içer, demez mi ? Atatürk buna çok güler. Aman nedenini sormayalım der…! Ayyaşın (!) sofrasında  böyle süprizlerde yaşanmamış değil hani…!

Milletin efendisi Halil Ağa. Nuri Conker anlatıyor. Atatürk’le  akşam gezintisi yapmak için çekmeceye doğru gidiyorlardı. Ataürk’ün gözüne uzaktan çift süren insana takıldı. Yaşlı adam sapana sıkı sıkıya sarılmış toprakları deviriyordu. Hemen o tarafa yöneldi.  Kolay gelsin Ağa; işler nasıl ? Çifçi, isteksiz konuşuyordu. Meğerse çifçinin vergi borcu karşılığında öküzünün birini devlet almış satmış. Atatürk buna çok üzülür, kızar. O akşam sofrada yirmi beş konuk vardır. Ata onlara karşı konuşurken: Bu akşam soframıza efendimiz gelecek, kendisine nasıl davranacağınızı merak ediyorum der. Bu konuk devletin vergi borcuna karşılık, öküzünün tekini alıp sattığı Halil Ağa idi.

 

Değerli, dostlar.. Kısca Köylü milletin efendisidir kavramı, deyimi Atatürk’ün o akşam ki sofrasında doğmuştur. Sevgili dostlar. Atatürk bir okyanus, biz bu okyanusun bir kaç damlasından söz ettik. Atatürk BİR HIZDIR…! Onunla yarışmak her babayiğitin işi değildir. Atatürk’ü anlamayanlar, Atatürk’ü, yorumlayamayanlar, Atatürk’e saldırıyor. Deyim yerinde ise Atatürk Devrim ve ilkelerini analmayan onu hala ilkokul bilgisi ile hatırlayanlar. (Yani dayısının çiftliğinde karga kovalıyor du, bilgisini fikrini aşamayan zavallılar, adı, ünvanı ne olursa olsun birer davuldur ki boş Tıntın ötüyor. o kadar. ey yüce Atatürk, kurduğun Cumhuriyet, yaptığın devrimler  Türk gençliği var oldukça sonsuza dek yaşıyacaktır. Ruhun şad olsun. Mekanın Cennet olsun…! Amin…!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı buraya girin